Köyler

Çerçi mi Kârlı, Köylü mü?

Sizin çok güzel bir yazı ile başbaşa bırakıyoruz. Bu yazı, “Ellerimde Ben / Ora-Bura Öyküleri” isimli kitaptan alınmıştır. Zezê Mila (Zeynep Baygören)'nın kaleme aldığı bu eser, 2003 yılında Can Yayınları'nda çıktı. Yazıyı kitabın 53-56. sayfalarında görebilirsiniz. Yazar, Pazarcık'ın Rîvon (Tilkiler) köyündendir.

28 Temmuz 20265 dk
Çerçi mi Kârlı, Köylü mü?
{"type":"doc","content":[{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"Zezê Mila (Zeynep Baygören)"}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","text":"Bizim köye biri yazın, diğeri sonbaharda olmak üzere yılda iki kez çirçiler gelirdi. Yazın kavun karpuz, kışın portakal ve helva getirirlerdi. Bu, biz çocuklar için bayram demekti. En uzaktan bile görse her çocuk gördüğünün çerçi olduğunu bilir ve bağırarak öbür çocuklara haber verirdi."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","text":"Kimi damların üzerine çıkar, kimi çerçiye doğru bağrışarak koşarak çevreye haber verirdik. Kimi çocuklar çenelerini eşeğin üzerindeki mevyva sandıklarına dayayarak sandıkların içine bakardı, içine düşer gibi. Kadınlar bir kilo üzüm, bir kilo domates almak için iki kilo buğday verirlerdi."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"Bu çerçiler gittikçe sık gelmeye başladılar ve sonraları evinizde ne kadar eski eşya varsa getirin diyorlardı. "},{"type":"text","text":"İki metre bez, alüminyum tencere ya da birkaç kilo meyve karşılık olarak veriliyordu. Dedelerin dedesinden kalma "},{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"bakır kaplar, "},{"type":"text","text":"elde dokunmuş "},{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"halı yastıklar, "},{"type":"text","text":"motif motif elde "},{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"dokunmuş kilimler "},{"type":"text","text":"ve de "},{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"gümüş takımları "},{"type":"text","text":"pamuklu battaniyelerle değiştirilirdi."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","text":"Bu çerçiler bütün köylere dadandılar ve her şeyin sonu gelene kadar devam eti bu takas."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","text":"O heybeler, yastıklar, kilimlerin hepsi orijinaldi. Eski zamanlardan kalma ilkel yollarla dokunmuş, el emeği göz nurunu damıtmışlardı. Boyaları tamamen bitkilerden, kök boyalardı."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","text":"Annem bu işin ustasıydı. Bütün köyün "},{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"boya işini, tezgahların hazırlanmasını, modellerin tezgahlarda işlenmesini ve renk seçimini annem yapardı. "},{"type":"text","text":"Bu işlerin peşinde koştuğu için bütün evin işi ve çocukların bakımı bana kalırdı, üstelik hataları da affetmezdi."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"DOKUMA TEZGAHLARI"}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","text":"Bu dokuma tezgahları yere çakılı dört kazıktan oluşurdu, eni halı ve kilime göre geniş ya da dar olarak ayarlanırdı. Uzunluğu da beş ile on metre arasında olurdu. Kadınların teşride (teşî) incecik eğirdikleri rengarenk keçi kılları, koyun yünleri bu dört kazığın aralarından geçirilerek tezgahlar kurulurdu."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","text":"Bu dokuma tezgahları yere yapışıktı. Genelde boş bir alana kurulurlardı ve bir tezgah bir iki ayda biterdi."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","text":"Yayık yaydığımız üç ayaklının üzerine bir parça bez veya kilim atarak gölgelik yapan kadınların, güneşten korunmaya çalışarak, ama toprağın insanın yüzünü alev gibi yakan sıcağına katlanarak verdikleri o koca emek, bir iki kilo sebze meyveye ya da bir battaniyeye satılırdı."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"NENEMİN GÜMÜŞ TAKIMI"}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","text":"Benim babaannemin ağa gelini olduğu için tam takımı gümüşten bir seti vardı. Benim annem ilk gelinleri olduğu bu set anneme kalmıştı. Ben zar zor hatırlıyorum, annem o takımı birkaç defa düğünlerde takmıştı. İki kolunda dört parmak kalınlığında bilezik, belinde yine aynı kalınlıkta kemer, boynunda iki parmak kalınlığında göbeğine kadar uzanan ve üzerinde 10 santime yakın aralıklarla tarak, onların üzerinde eski yazılar ve işlenmiş kabartmalar, uçlarında da şimdiki çeyrek altınları andıran yuvarlaklar..."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","text":"İşte annem de o güzelim gümüş takımını şimdi hatırlayamadığım bir şeylerle değiştirmişti."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","text":"Bir de ninemin giysisini görmüştüm. Kutnudan üç etek, altında beyaz gömlek, onun altında gene kutnudan şalvar, başında şar dedikleri hakiki ipekten başörtüsü..."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"Şar "},{"type":"text","text":"çok büyüktür, kadınlar örtündüğü zaman bele kadar uzanır ve herkesin şarı olmaz, nadir bulunurdu. "},{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"Ben gelin olduğumda atın üzerinde başımın üstüne örtmüşlerdi, "},{"type":"text","text":"eşimin yüz yaşının üzerindeki halasının şarıydı örttükleri. O zaman gelinler atların üzerinde götürülürdü. Biz Antep’e gitmek için yola kadar at üstünde gitmiştik. Sonra arabayla Antep’e devam etmiştik. Halanın şarı arabada kalmıştı. Kendisine ne kadar para verdiysek de almamış, “O benim gelinlik şarımdı. Ben onu isterim” diye tutturmuştu. Onun için manevi değeri yüksekti."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","text":"Hala, eski günlerde şehirlere gidip alışveriş yapmanın pek yaygın olmadığını anlatmıştı. Erkekler aba ve şalvar giyerlermiş. "},{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"Bu abaları kıl çadırları, şalvarları, kilim ve yastıkları, çorapları hepsini kadınlar koyun ve keçi kılları teşrilerde eğirerek elde dokurlarmış. "},{"type":"text","text":"Teşri dediğimiz yarım metreye yakın düzgün bir sopadır, ucunda bir yuvarlak, bir eğri çivi vardır. Bu teşriler köyümüzde halen kullanılmaktadır."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"ERKEKLER, ATLAR, EŞEKLER BOŞ DURURDU"}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","marks":[{"type":"italic"}],"text":"Deriler de değerlendirilirdi. Su için ayrı, yağ için ayrı, ayran için ayrı, yayık için ayrı, pekmez için ayrı tulumlar yapılırdı deriden. "},{"type":"text","text":"Bu deri işlerinde yabani ağaçlar da kullanılırdı. Örneğin çamın kurumuş kabuğu, meşe ağacı palamutları, Kürtçe’de kozak ağacı dediğimiz söğüte benzer ağacın malta eriğine benzeyen, yalnızca hayvanların yediği, bir de kadınların topladıktan sonra kurutarak kullandığı meyvesi... Annem bizi dağa gönderir, bunları toplattırırdı. Yüksek ağaçlara çıkmaya korkar, az topladığım için azar işitirdim."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","text":"O zaman bidonlar, kap-kacak yoktu, her şey derilerde saklanırdı. Deriler bir iki boyunca değişik ilaçlara konur, içinde dura dura iki üç santim kalınlaşırlardı. Çok dayanıklı bir hale gelirlerdi. Ondan sonra ne kadar durursa dursun kokmazlardı. Hele su için yapılan o kadar sağlamdı ki, dağda taşta gezdirirdik, kolay kolay delinmezdi. Kürtçe’de "},{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"kun "},{"type":"text","text":"derdik ona. Bir küçük olanına da "},{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"kalaz "},{"type":"text","text":"derdik. Büyüğü beş altı kova kadar su alırdı. Küçüğü bir iki kova kadar... Kalazı gittiğimiz yerlere götürmek kolay olurdu. Derisi testi şeklinde dikilirdi, bir sapı vardı."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","text":"Kalazı dikebilen bir adam vardı bizim yörede. Elde dikerdi, ama o kadar sağlam bir dikişti ki bu, günlerce beklese bile içindeki su sızmaz, buz gibi kalırdı. Akşamdan içine su doldurup ağaca asardık. Yolma yolarken, orak biçerken bu soğuk suyu içmenin tadına doyulmazdı, ama hava çok sıcak olduğundan hemen yine susardık. Su taşımak annemin işiydi. Kuyuya gider, tuluğa su doldurup sırtlardı, inişli çıkışlı, taşlı topraklı yollardan getirirdi. Annemin boyu kısaydı. O yüzden iki büklüm olurdu bunun altında. Burnu dizlerine değerdi neredeyse. Sırtımıza alırken yere otururduk. Bir iki kişi sırtımıza yüklerdi."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"Bütün köyün kadınları annem gibi su taşırlardı sırtlarında. "},{"type":"text","text":"Suyu olmayan diğer köylerde de durum aynıydı. Çevredeki bazı Türk köylerinin çeşmeleri boşuna akarken biz eziyet çekiyorduk. Bunlar genellikle daha büyük, yüz yüzelli hanelik köylerdi. Okulları, camileri ve yolları da vardı."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","text":"Köylerdeki kadınlar yalnızca su taşımakla görevli değildi. "},{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"Dağdaki odun, tarlada ekin, ahırdaki gübre, kurumuş fıstık dalları hepsi sırtta taşınırdı ve kadınlar tarafından... Erkekler, atlar, eşekler boş dururdu. "},{"type":"text","text":"Soğuk kış günlerinde suyu taşıyıp hayvanları sulamak için getirirdik, hayvanları suya götürmeyi düşünemezdik. Bir erkek taşıma ya da çocuklara bakma işlerini biraz olsun yardımcı olmaya kalkarsa, köyün erkekleri onunla dalga geçer, “Sen kadın mısın” derlerdi."}]},{"type":"paragraph","content":[{"type":"text","marks":[{"type":"bold"}],"text":"Kadınlar, erkekler böyle birbirinden ayrılırken, sıfıra yakın okuma-yazma oranında eşittiler."},{"type":"text","text":" Yüzyıllar önce dedelerimiz nasıl yaşadıysa biz de öyle yaşıyorduk, yenilik yoktu."}]}]}
Paylaş

Benzer Yazılar